İzle: Marie Kondo'nun showu Tidying Up
- Hale Acun Aydın
- 9 Oca 2019
- 4 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 6 Oca
KonMari metoduyla bildiğimiz; katlama teknikleriyle dolapları, hatta seyahatlerde bavulları bile ferahlatan Marie Kondo’nun Tidying Up isimli dizisi Netflix’te 8 bölüm olarak yayınlandı. Türkçede resmi bir adı var mı emin değilim ama sanırım en yakın karşılığı Derle, Topla, Rahatla olurdu.
Diziyi merakla bekleyenlerden biri olarak yayınlandığı gibi izledim. İlk yorumlarımı video olarak paylaşmıştım; şimdi aynı değerlendirmeyi yazılı olarak da burada toplamak istedim. Okumaya devam edebilir ya da yazının sonunda paylaştığım videoya doğrudan geçebilirsiniz.
İyi okumalar, iyi seyirler.

Marie Kondo yeniden gündemde
1 Ocak itibarıyla Netflix’te yayınlanmasıyla birlikte Marie Kondo, özellikle sadeleşme ve minimalizm dünyasında yeniden gündeme oturdu. Onu büyük ihtimalle Hayatı Sadeleştirmek İçin Derle Topla Rahatla kitabından, katlama videolarından ya da hakkında yapılan kısa skeçlerden tanıyorsunuzdur. Ancak bu kez ilk defa arka arkaya sekiz bölümden oluşan bir diziyle karşımızda.
Diziyi izlerken önce şunu fark ettim: Marie Kondo’yu aslında çok tanımıyormuşum. Kitabının başında kendini kısaca anlatıyor ama bu dizide onu uzun uzun izleyince merak edip daha fazla araştırmak istedim. Çocukluğundan beri temizlik ve düzenleme alışkanlığı olduğunu, bu ilginin çok erken yaşlarda ortaya çıktığını öğreniyoruz.
Beni en çok şaşırtan şey ise yaşı oldu. Marie Kondo 1985 doğumlu; yani bu dizinin yayınlandığı dönemde sadece 33–34 yaşlarında. Üniversitedeyken, henüz 19 yaşındayken bu konuda danışmanlık vermeye başlamış. 30 yaşında Amerika’ya taşınıyor ve kitabı New York Times çok satanlar listesine giriyor. Elimdeki baskıda üç milyon satış ibaresi var; gerçekten ciddi bir başarı.
Ayrıca KonMari Metodu tescilli bir yöntem. Marie Kondo bu metotla çalışan profesyoneller yetiştiriyor ve sertifikalandırıyor.
Dizinin formatı: tanıdık ama etkili
Tidying Up dizisinde Marie Kondo, farklı ailelerin evlerine gidiyor. Süreç yaklaşık 4–5 hafta sürüyor; haftada bir eve uğruyor, yönlendirmeler yapıyor ve ev ödevleri veriyor. Kamera arkasında ise ailelerin o hafta hangi kategoriyle ilgilendiğini görüyoruz: kıyafetler, kitaplar, evraklar ya da “komono” dediği çeşitli eşyalar.
Tüm evlerde dikkatimi çeken ortak bir nokta vardı: fazla eşya herkes için bir stres kaynağıydı. Evet, Amerikan evleri genellikle çok büyük. Çoğu zaman dağınıklık göz önünde değil; kapalı kapılar, dolaplar ve depolama alanlarının arkasında saklı. Ama eşya azaldıkça ve yerlerine yerleştirildikçe, her bölümde ailelerin yüz ifadelerinin ve ruh halinin değiştiğini görmek mümkün.
Eve teşekkür etmek
Bir diğer ortak nokta ise Marie Kondo’nun her eve girdiğinde yaptığı ritüel. Eve kendini tanıtıyor ve ev sahiplerine şu soruları soruyor:
“Nasıl bir ev hayal ediyorsunuz?”“Evinize hiç teşekkür ettiniz mi?”
Bu anlar birçok kişiyi duygulandırıyor. Çünkü çoğumuz evimizle ilgili şikâyet etmeye çok alışığız: küçük, eski, yetersiz… Oysa evin bir barınak olduğu, bizi koruduğu ve ağırladığı gerçeğini sık sık unutuyoruz. Sadece bunu hatırlamak bile insanların duygu halini anında değiştiriyor.
Fazlalıkların altından çıkan “asıl” şeyler
Üçüncü ortak nokta ise eşyalar ayıklandıktan sonra ortaya çıkanlar: unutulmuş kıyafetler, eski fotoğraflar, aileden kalan anılar, videolar… Her evde, işe yaramayan yığınların arasında aslında insanlara iyi hissettiren, değerli şeylerin kaybolduğunu görüyoruz.
Bu da bana şunu düşündürdü: Fazla eşya, bizi gerçekten mutlu eden şeyleri görünmez kılıyor.
Temizlik mi, sadeleşme mi?
Diziyi orijinal dilinde, Türkçe altyazıyla izledim. İlginç bir nokta vardı: Marie Kondo sürekli “cleaning” kelimesini kullanıyor. Ancak benim anladığım anlamda bir temizlik yok ortada. Yani eline bez alıp silmekten bahsetmiyor; esas mesele eşya azaltmak, arındırmak ve düzenlemek.
Bu çeviri tercihi biraz kafa karıştırıcı olabilir ama dizinin özü temizlik değil, sadeleşme.
Farklı aileler, farklı hikâyeler
Dizide çok farklı aile profilleri var:
İki çocuklu, evden çalışan bir anne ve yoğun çalışan bir baba
Çocukları evden ayrılmış emekli bir çift
Eşini kaybetmiş bir kadın
Bebek bekleyen bir aile
Yeni evli bir çift
İlk bölümdeki iki çocuklu aileye kendimi daha yakın hissettim. “Nereden başlayacağımızı bilmiyoruz” halleri çok tanıdıktı. İzledikçe herkes kendi hayatına yakın bir hikâyede kendini bulacaktır.
KonMari sırası
Marie Kondo’nun önerdiği sadeleşme sırası dizide de aynen uygulanıyor:
Kıyafetler
Kitaplar
Evraklar
Komono (mutfak, banyo, garaj, kişisel eşyalar vb.)
Duygusal eşyalar (fotoğraflar, anılar)
Her ailede hepsini görmek mümkün olmuyor; genelde kıyafetler ve komono öne çıkıyor. Bunun biraz da Amerikan tüketim kültürüyle ilgisi var. Tekstil tüketimi gerçekten çok yüksek.
Bu noktada Türk izleyici olarak şunu hissedebilirsiniz:“Benim evimde bu kadar eşya yok.”
Gerçekten 150 torba eşya çıkaran aileler, 145 ayakkabıyı 45 çifte indiren insanlar var. Bu açıdan bakınca program biraz “İstifçiler”in daha yumuşak, daha iyi hissettiren versiyonu gibi duruyor.
Japon minimalizmi ve “insansı” evler
Marie Kondo’nun düzenlediği evlerin aşırı minimalist olmasını bekliyordum ama öyle olmadı. Tam tersine, oldukça insansı evler çıktı ortaya. Sevilen, kullanılan, bakınca mutlu eden eşyalar kaldı.
Bu yaklaşım benim minimalizm anlayışıma da çok yakın. Sevdiğimiz eşyaları tutmak, ama dengeyi kaybetmemek.
Dizide bir sahne özellikle aklımda kaldı: El işlerine meraklı bir kadın, dağınık odasının sebebini fark ediyor. Ne zaman canı sıkılsa gidip ucuz ıvır zıvırlar aldığını söylüyor. Sonrasında alışveriş yerine proje bazlı üretmeye karar veriyor.
Bu da bizi retail therapy meselesine getiriyor: alışverişle rahatlama. Dizide bunu yaşayan pek çok insan var ve Marie Kondo’nun yaklaşımının bazılarını gerçekten dönüştürdüğünü görmek mümkün.
Genel değerlendirme
Sekiz bölümü iki günde izledim. Biraz kendini tekrar ediyor, evet. Bazı alanları (özellikle mutfak ve banyo) daha detaylı görmek isterdim. Garaj ve kıyafet fazlalığı bana kültürel olarak biraz uzak kaldı. Evlerin çoğu çok büyük, çok odalı ve bu da empatiyi zaman zaman zorlaştırıyor.
Ama genel hisse bakarsak:İyi hissettiren, öğretici, ilham verici bir seri. İzlemeye değer.
Eğer sen de izlediysen, özellikle eşya eleme kısımları hakkında ne düşündüğünü merak ediyorum. Sence yeterince derin miydi? Yorumlara yazarsan çok sevinirim.








Yorumlar